
Tanrıya çılgınlarca şükürler olsun ki, son 6 aydır televizyonsuz bir odada yaşamaktayım. Sırf bu sebepten ötürü bile bir müslüman gibi ibadet etmeye başlayabilirim. Nedense bunu İstanbul'a gelince daha derinden hissediyorum... 18 saat açık bir ekranın da ötesinde, salonumuzda bizzat yapılan kabine toplantıları; meclis oturumları ve haber spikerleriyle kurulmuş organik ilişki yüzünden delirmiş olan bir adet annem, bana son 6 ayımın ne denli huzur dolu geçtiğini hatırlatıyor ne yazık ki.
Hayatlarını farklı bir şehirde geçiren insanlar için durumlar hep aynı oluyor. Eve gelmek ve hemen sonrasında "kendi evine" dönmek istemek. Boku mu çıktı anne evinin demeyin. Portakallı kerevize ve taze fasülyeye sonuna kadar varım. Elbette 4 kişi oturup mandalina yemeye de. Ama Allahın bildiğini kuldan saklamanın manasızlığı gereği bunu ifade etmekten hiç sıkıntı duymuyorum ki; herkesin evi kendine....
4 günlük viktım bayramı için gelinmiş olan İstanbul'daki evimizde işler aynen bıraktığım gibi. Dönüp duran bir rutinin içerisine özenle serpilmiş ilginç aile fertleri, biraz loş ışık ve bir de televizyon. (Erdoğmuş konseptine uzak insanlar için hızlı kurslarımız vardır, kayıt için babamı arayın çok hoş karşılicaktır) Televizyon demişken, yalnızca meclis tv ve haber kanalları. Ve tabii memleket meseleleri yüzünden iyice çıldırmış olan ebeveyinlerim yüzünden kaçırdığım çizgifilmleri hep aynı bahaneyle izleme durumum.... "E anne yuh artık, bölümünde okuyorum bunları takip etmek zorundayım ben!!!" (Animasyon bölümünde okumanın hayatıma tek katkısı) Evet. Düşünün ki maliye okuyosunuz ve babanız sürekli gazetenin ekonomi sayfasını yırtıyor. Öyle bi his işte.
İnsanların televizyonu reddedip kendilerini bir çeşit entellektüelite içinde buldukları ya da herkesin deli gibi belgesel izleyip
praym taymda yayınlanan hiçbir diziye göz ucuyla bakmadıkları bir ülkede yaşıyoruz. Lanet olsun ki gerçekten sadece belgesel ve çizgifilm izleyen insanlar, çoban hikayesinden aynen yargısız infaz mağduru.... Yok abicim izlemiyorum, demeye kalmadan "ya tabi hep belgesel ve haber programı izliyosun di mi...?"
İzlemiyorum. Magazin veya haberler seçeneği bile olsa kesin cevabım (a) bundan sonra!
Paye yok, zaman hele hiç; bu şişirilmiş medyaya.
Benim frekanslarımı bozmayın yeter;
Siz yapın anonslarınızı beyler bayanlar, yine doya doya...!
Bu bir tür kendini ayrı tutma ya da bir duruş belirlemenin aksine tamamen kendini salmaca aslında. Bir keresinde "anne ya bırak bu işleri sen mi kurtarıcaksın bu ülkeyi" diye bir taliihsiz cümle kurmuştum hatırlıyorum valide hanıma. Genellikle orta seviyeli bir çemkirme beklerken, "Sana verdiğim sütü helal etmem çocuk ne biçim konuşuyosun" diye bi atarla karşılaşınca, hayırlı vatandaş annemin büyük gölgesinde ufalıp küçücük olduğumu; daha sonra da mekanizmalarımın vidalarını biraz gevşetme kararı aldığımı hatırlıyorum.
Beyni mutsuzluktan kocaman olmuş bir kadının pembe filli kızı olmak zor.
Ben nikolodyın, kartuun netvörk ve net co vayld'la oldukça huzurlu bir yaşam sürüyorum.
Dokanmayın huzuruma.
Televizyonumu sehpa yaptım, gerektikçe belgesel izliyorum.
Ve apolitize olmanın allahını yaşıyorum.
Beyaz bir tülbent aldım biricik algılarıma.
Sanmayın ki umarsızlıktan
Hepsi doğurucağım çocukların hayrına.
Tanrı insan yemeyen iyi huylu çitaların hepiciğini korusun, onlara körpe tatlı geyikler ceylanlar nasip etsin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder